Post Image

Son yıllarda iletişim, ulaşım, sağlık ve eğitim alanları başta olmak üzere bütün sektörlerde oldukça büyük değişimler yaşanıyor. Bu dönüşümler aynı zamanda istihdamın yapısını da ciddi biçimde etkilemekte. Fransız ekonomist Thomas Piketty “Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital” adlı eserinde, kişi başına üretimin otuz yıllık bir zaman dilimde %35 ila %50 oranında geliştiğini belirtiyor. Yazara göre bu da bugün üretilenlerin – dörtte bir ile üçte bir arasında – büyük bir kısmının otuz yıl önce mevcut dahi olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla da bugün icra edilen mesleklerin ve görevlerin dörtte biri ila üçte birinin otuz yıl önce var olmadığı söylenebilir.

Günümüzde siber fiziksel sistemlerin, başka bir ifadeyle yapay zekânın, dinamik veri işleme ile değer zincirlerinin uçtan uca bağlandığı sanayi devriminin dördüncü evresine tanıklık ediyoruz. Akıllı robotlar, büyük veri analizi, nesnelerin interneti, 3 boyutlu baskı, bulut, simülasyon, zenginleştirilmiş gerçeklik gibi kavramlar etrafında yeni bir süreç şekilleniyor. Bu da daha hızlı, daha esnek, kalitesi daha yüksek, daha verimli bir sanayi ve ekonomi yolculuğunu tanımlamakta. Bu süreçte bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi, internete erişen hane halkının global seviyede hızla artması ile çevrimiçi geçirilen zaman da giderek artıyor.

“Digital in 2017 Global Overview” raporu günümüzde 3.77 milyar internet kullanıcısı olduğunu belirtiyor ki bu da dünya genelinde %50’lik bir penetrasyon oranı olduğunu göstermekte. 2.80 milyar insan aktif olarak sosyal medyayı kullanıyor ve kullanıcıların 2.55 milyarı sosyal medyaya mobil cihazlar aracılığı ile erişim sağlıyor. Ayrıca dünya genelinde 1.61 milyar kişi e-ticaret kullanıcısı. Türkiye’de ise dünya ortalamasının üstünde olan %60’lık bir penetrasyon oranı ile 48 milyon kişi internete bağlanıyor. Kullanıcılar gün içerisinde ortalama 3 saatini mobil cihazlar üzerinden internete bağlanarak geçiriyor. Bu sürenin çok büyük bir kısmını da sosyal medya platformlarında değerlendiriyor. TV karşısında geçirilen vakit ise giderek azalıyor.

Tüm bu rakamları, gelecek yıllarda beşeri sermaye ile üretilen sistemlerin dijital tabanlı olacağının ve Endüstri 4.0 ile uyumlu olacağının bir göstergesi olarak yorumlayabiliriz. Piketty’nin üstüne basarak vurguladığı gibi bugün var olan birçok mesleğin gelecekte var olmayacağı ya da çok farklı şekillerde yapılacağı düşünülüyor. Tüm alışveriş süreçlerinin ve para transferlerinin dijitalleşmesiyle pek çok meslek grubu da evrim geçirecek. Örneğin emlak sektörü giderek dijitalleşiyor, bugün kiralamak istediğiniz bir evi 360 derece sanal yöntemle yerinizden hiç kalkmadan gezebiliyorsunuz.  Akıllı ev sistemlerinin yaygınlaşması ile evinizdeki aydınlatma, iklimlendirme ve güvenlik ile ilgili unsurlara uzaktan ulaşıp kontrol altında tutabiliyorsunuz. Geleceğin dünyasında çok farklı meslekler bizi bekliyor olacak. Bunlardan birkaçı büyük veri madenciliği, etik bilgisayar korsanlığı, ara yüz geliştiriciliği, yapay zeka uzmanlığı olarak sıralanabilir.

Peki on yıl sonrası, yirmi yıl sonrası için hangi donanımlara sahip olmalı, çocuklarımızı ve gençlerimizi bu belirsizliklerle dolu ama bir o kadar heyecanlı geleceğe nasıl hazırlamalıyız? Eğitim sektöründeki bütün unsurların bu sorunun cevabını araması gerektiğini düşünüyorum. Gençlere verilebilecek en önemli miraslardan birisi onlara öğrenmeyi sevdirebilmek bence. Zira ancak öğrenmeyi gerçekten seven ve merak eden bireyler, yeni dünya düzeninde öne çıkacak, yeni değerler oluşturacak, mevcut sistemlere katma değer katarak dünyamızı daha yaşanabilir bir yere dönüştürecek.

Gelecekte dijital dünyayı ve bu dünyanın hızla değişen içeriklerini anlamadan başarılı olmanın yolu çok zor gözüküyor. Sağlık sektöründe çalışan biri de olsanız size başvuracak olan hastanın günde 7 saatini bilgisayar karşısında geçirdiği gerçeğinin aklınızda olması gerekecek.  30 yıl önce 3 saat süren bir ameliyatın artık robotik sistemlerin de kullanılması ile 15 dakikada başarılı bir şekilde uygulanabileceğini bilmeniz gerekecek, bunun için küresel anlamda yenilikleri sürekli takip etmeniz gerekecek.

Tüm bu süreçte eğitim sürecinin son halkası olarak yükseköğretimi gerçekleştirme sorumluğu bulunan üniversiteler, tarihte hiç olmadığı kadar önemli bir konuma gelmiş durumda. Charle ve Verger “Üniversitelerin Tarihi” başlıklı kitapta yirminci yüzyılın ortalarından itibaren üniversitelerin toplum için çok önemli bir kurum olduğunu ve günümüzde bilimsel, sosyal ve siyasal yenilik ve ilerlemelerin üniversiteler bünyesinde oluştuğunu belirtmektedir. Bu saptamanın ışığında, ülkemizdeki 180 üniversitenin tamamında olduğu gibi, Yaşar Üniversitesi de daha iyi bir geleceğe donanımlı bireyler yetiştirmek için çalışmalarına devam etmektedir.

Ali Galip Ayvat

Yaşar Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı