Post Image

2017 yılını geride bırakıp ülkemiz için, sevdiklerimiz için daha iyi bir yıl olmasını dilediğimiz 2018 yılının bu ilk günlerinde zamanın ne denli hızlı akıp gittiğini bir kez daha hatırlıyoruz… Seneler bir bir devrederken her şey hızla değişiyor… Değişim günbegün hızlanıyor… Geçmişte üretilen oda büyüklüğünde yer kaplayan, bir servete mal olan bilgisayarlar yerlerini taşınabilir ve çok daha ekonomik akıllı tabletlere/telefonlara bırakıyor… Gençliğimizde çok iyi bildiğimiz bazı ünlü teknoloji markaları tarih olurken, şimdilerde yepyeni teknolojiler ve teknoloji devleri hayatımızda yerlerini alıyorlar… Bazı yazılım firmalarının marka değerleri bazı ülke borsalarında işlem gören tüm şirketlerin değerlerini kat kat geride bırakabiliyor… Güney Kore, Çin, Hindistan, Singapur gibi Asya ülkeleri teknoloji alanındaki yenilikçi üretimleri ile Dünya ekonomisinde dengeleri değiştirme yolunda hızla ilerliyorlar… Avrupa Birliği’nde, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Dünya’nın pek çok farklı yerinde siyasi-ekonomik değişimlerin hızı baş döndürüyor… Uluslararası kredilendirme firmalarının sıralamalarında üst sıralarda yer alan şirketlerin ömürleri eskiden 50 yılın üzerindeyken günümüzde 20 yılın altına düşebiliyor… 2020 yılında internete bağlı cihaz sayısının 200 milyarı bulması, Dünya genelinde üretilen verinin 50 trilyon gigabite (GB) ulaşması bekleniyor…


Değişimin hız alarak devam ettiği günümüzde bireyler olarak, ülke olarak bu değişime ayak uydurabilmek ve gelişerek daha ileri gitmek eskisinden de fazla gayret etmeyi gerektiriyor… Eğer bu hızlı değişime ayak uyduramazsak ve geride kalırsak, ekonomik olarak, teknolojik olarak tüketici olmaktan, bağımlı olmaktan kurtulmamız pek mümkün olmayacaktır… Burada yeni nesilleri iş hayatına –geleceğe- hazırladığımız eğitim faaliyetlerinin ne kadar önemli olduğu açıktır. İnsanlarımızın da bunun bilincinde olduklarını söyleyebiliriz. Toplumumuzda aileler çocuklarının iyi bir eğitim almaları için imkânlarını seferber ederler, gerektiğinde fedakârlıklarda bulunurlar. Peki ailelerin bu özverili tutumu teknolojik-ekonomik koşullarla değişen ulusal/uluslararası iş hayatında gençlerimizin bağımsız güçlü bireyler olarak yer almaları için tek başına yeterli olabilir mi? Maalesef hayır. Teknolojik-ekonomik atılım içerisinde oldukları gözlenen ülkelere (Çin, Hong Kong, Singapur, Tayvan) baktığımızda bu ülkelerin uluslararası öğrenci seviye tespit sınavında (PISA) da üst sıralarda yer aldığı görülmektedir. Ülkemizdeki eğitim-öğretim kalitesinin de uluslararası düzeyde rekabet edebilir hale getirilmesi gelecek nesillerimizin geleceğine yapılabilecek en önemli yatırımdır.


Değişen Dünya’da oluşan ihtiyaçlara bağlı olarak işgücü talebi de değişmektedir. Üniversite mezunlarının önemli bir kısmı (3 gençten biri) işsiz, iş bulanların ise önemli bir kısmı (%40) çalıştığı iş için yetersiz veya fazla yetkindir. Üniversite mezunlarının maalesef pek çoğu (%70) diploma sahibi olduğu alan dışında bir işte çalışmaktadır. Bu koşullarda üreten geliştiren bir ekonomi olmamız hayli zordur. Teknolojinin hızla değiştiği günümüzde üniversite eğitimini yıllar önce tamamlamış bir birey güncel teknolojileri takip edebilmek ve bu teknolojilere uyum sağlayıp iş faaliyetlerinde uygulamak istediğinde yıllar öncesinde aldığı bilgiler yer yer yetersiz kalmaktadır. Mesleğini gerektiği gibi sürdürebilmesi için bilgilerini güncellemesi kaçınılmaz olmaktadır. Geçmişte bir çalışandan beklenen özellikler belki de çalışkan, zeki ve sadık olması ile sınırlıyken günümüzde değişen koşullara uyum sağlayabilmesi, takım çalışmasına yatkınlığı, farklı dillerde iletişim becerilerine sahip olması, yeni teknolojilere hâkim olması, farklı ülkelerde/ülkelerden insanlarla çalışabilir olması gibi beklentiler ortaya çıkmaktadır. Değişen koşullarla önceden hayal dahi edilemeyen meslekler için (dijital oyun mühendisliği, sanal market işletmeciliği, gezegen bekçiliği gibi) yeni işgücü talepleri doğmaktadır.


Geleceğimiz olan gençlerimizin ve ülkemizin rekabet edebilir, teknolojide takip eden değil önderlik eden durumuna gelmesi için, istihdam edilenlerin istihdam edildiği işe uygunluğunun artırılması ve dolayısıyla mutlu ve verimli bir iş hayatı olması için, bu şekilde, ülkemizin teknolojik ve ekonomik olarak daha da güçlenebilmesi için bir şeyler yapmak zorundayız. Orta öğretim sonrasında iş hayatına geçişte önemli bir basamak olan üniversite eğitiminde de önemli iyileştirmeler/geliştirmeler yapmak kaçınılmazdır. Şöyle bir üniversite olsa:





  • küresel sorunlar konusunda öğrencilerini bilinçlendiren, bu şekilde gelecekteki olası değişimlere onları hazırlayan, önemli teknolojik ekonomik faaliyet alanlarını onlara tanıtan, bu meseleler üzerine kafa yormalarını sağlayıp daha öğrenciyken çözüm önerileri geliştirmeye yönlendiren, bunun için gerekli bilgileri disiplinlerin sınırlarına mahkûm kalmadan disiplinler arası / ötesi bir yaklaşımla sunan,




  • öğrencilerinin Dünya vatandaşı olarak uluslararası kuruluşlarla da çalışabilmesi için konuşma/yazma/dinleme yetilerinin tümünde çok iyi derecede bir yabancı dil öğreten ve bir ikincisini öğrenmesi için imkanlar sunan,




  • öğrencilerin sadece dinleyerek değil, uygulayarak, şantiyede, sanayide, fabrikada, laboratuvarda bilfiil çalışarak öğrenme imkanı bulabileceği,




  • öğrencilerin sadece derslerindeki performanslarını değil sosyal etkinliklerindeki / becerilerindeki gelişimi de takip eden, değerlendiren ve destekleyen,




  • daha öğrencilik yıllarında yurtdışı deneyimi edinmeleri için imkanlar sunan,




gençlerimiz için iyi bir seçenek olmaz mıydı? Böyle bir üniversiteden mezun olacak gençlerimiz muhakkak değişen koşullara bağlı rekabetçi iş ortamında akademik ve sosyal donanımlarıyla daha üretken ve başarılı olacaklardır.


Bu üniversitenin başarılı öğrencilerine ücretsiz eğitim yanında burs da verildiğini hayal edin.


Hayalleri gerçekleştirmek için çalışanlar var… Belki hayal edilen üniversite çok da uzaklarda değildir…





Yrd. Doç. Dr. İlker ERDEM, Abdullah Gül Üniversitesi / AGÜ – Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi, www.agu.edu.tr